17 Eylül 2007 Pazartesi

"Piyasada böyle konularda çok fazla kitap var."

Kalp Çarpar Beyin Böler adlı kitabı okumam biraz uzun sürdü. Bence çok da ilgi çekici olmamış. Piyasada böyle konularda çok fazla kitap var. Ben bu kitabın onlardan fazla bir özelliğini, artısını göremedim. Ayrıca çok da akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim.

"...konular çok yüzeysel geçiliyor."

Kitapla ilgili ilk izlenimlerim çok olumluydu. Baskı ve kağıt kalitesi, kapak dizaynı, yazının çizimlerle desteklenmesi v.s. Kitabı büyük bir merakla okumaya başladım ama doğrusunu söylemek gerekirse çok bilimsel bir dil kullanıldığını söylemeden geçemeyeceğim. Ayrıca konular çok yüzeysel geçiliyor. Bu nedenle çevremdeki pek çok kişiye bu kitabı tavsiye edip etmemek konusunda kararsız kaldım. Zaten az okuyan bir çevredeyim, bu kadar spesifik bir konuda ve belli bir kesime hitap eden bir kitapla ilgili insanlara ulaşmam biraz zor oldu.

23 Ağustos 2007 Perşembe

Nagehan Alçı - Yankı Yazgan ile Röportaj


Nagehan Alçı'nın 25.02.2007 tarihinde Yankı Yazgan ile gerçekleştirdiği ve Akşam Gazetesi'nin Pazar ekinde yer alan röportajı görüntülemek için yandaki resme tıklayabilirsiniz.

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Tansel Tüzel - Yankı Yazgan ile Röportaj

Tansel Tüzel'in Yankı Yazgan ile gerçekleştirdiği röportajı görüntülemek için yandaki resime tıklayın...

Can Aksın - Kalp Çarpar Beyin Böler


Bugün gazetesi yazarı Can Aksın'ın 06.03.2007 tarihinde yayinlanan "Kalp Çarpar Beyin Böler" başlıklı yazısını görüntülemek için yandaki resime tıklayın...

9 Ağustos 2007 Perşembe

"...özelliklede İstanbul için yaptığı benzetme çok güzel."

Aslında bu yargıyı sayfaların içinde kullandığı bir karikatürü koyabilirdi. Böylelilikle eğlenceli bir kitap olduğu kanısını yaratabilirdi insanlar üzerinde. Genelde yazarların resmi arka kapakta olur burada tam tersi ilk bu çekmişti benim dikkatimi. Kitabın ön kapağı çok 'kalabalık' gözüküyor. Kitabın adı çok sonra farkediliyor. Önce fotoğraf sonra yazarın adı ve en son olarak kitabın adı seçiliyor. Algıda seçicilik kurallarını kapakta var demek pek mümkün olmuyor. Kitabın içeriği çok iyi , yazar her konudan bahsetmiş söyleşi tarzında özelliklede İstanbul için yaptığı benzetme çok güzel. özellikle kitaptaki karikatürler ve cesitli anektodlar ilgi cekici olmuş. fazla sıkmadan insan ilgili olduğu konu üzerinde bilgi edinebiliyor..ben kesinlikle okumaya deger buldum.

"Meraklısı için biçilmiş kaftan, ama sıkılgan Türk okuru için biraz zor."

Kalp çarpar, beyin böler isimli kitap teorik ve pratik bilgiyi bütünleştirme çabasıyla sıradanlıktan uzaklaşan, bildiğimizi sandığımız aslında bilmediğimizi öğrendiğimiz derin nedenleri bize günlük bir dille aktaran bir kitap. Meraklısı için biçilmiş kaftan ama sıkılgan Türk okuru için biraz zor



"...insanda hoş bir tat bırakıyor."

Kitabı okudum. Dün akşam düşündüm: bu kitap okuyana ne katıyor diye... İlk olarak en beğendiğim nokta şu; meraklı okura not bölümleri. Genelde kitaplarda çok merak ettiğiniz ve yeterli bilginiz olmadığı için eksiklik hissedebileceğiniz detaylar olur. açıklamalarıyla işte bu boşluğu doldurabilmiş yazarımız. Ayrıca anlatım dili çok sade ve anlaşılırdı. Çok teoriye boğmadan, konuya hakimiyetini bozmadan ve kendi yaşantısından verdiği örneklerle zenginleştirdiği kitabı insanda hoş bir tat bırakıyor. Kişisel gelişim kitaplarını fazla okuyan biri değilim. Bu kitapları yazan yazarlara saygım sonsuz ancak genelde okurla fazla içten bağ kurmaya çalıştıkları için inandırıcılıktan uzak kaldıklarını düşünüyorum. 'evet gönül dostları şöyle yapalım böyle mutlu olalım... Empati, güvenli yaşam, mutluluk' diye uzayıp giden yazılar beni rahatsız ediyor. Yankı Yazgan'ın farkı bu bence. Beynimizin gündelik hayatta yaptıklarımıza etkisini ustaca dile getirmiş. Yani beynimizi bize anlatmış. Çok da iyi yapmış meğer ne kadar yabancıymışız ona.

"...merak ettiğim bir konu üzerine yazılmış güzel bir kitap."

  • Kitap, kendi açımdan baktığımda benim hep merak ettiğim bir konu üzerine yazılmış güzel bir kitap.Ama önsöz ile başlayan kendini okunabilir havaya sokan bir giriş sonrası yoğun bir felsefi ve tıbbi terimlerle yüklü ağır bir yazının içine dalıyorsunuz. Ben bu kısımları atlattım çünkü merakımdan dolayı hevesli bir şekilde okudum.

"Herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi..."

  • Herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi diye bir not düşülmüş, gerçekten herkesin kolaylıkla okuyabileceği, rahat, akıcı, anlaşılır bir dille farklı kaynaklardan okumakta güçlük çekebileceğimiz bilgilendirmelerle zenginleştirilmiş.

"...insan psikolojisi tüm yönleriyle ama sıkmadan bu kadar akıcı anlatılabilir..."

  • Kitabın ben de uyandırdıkları; akıcı bir dille yazılmış, sürükleyici, insan psikolojisi tüm yönleriyle ama sıkmadan bu kadar akıcı anlatılabilir; fakat yazar bazen kendi anılarının üzerinde çok duruyor bu da sıkmıyor değil; fakat kitabın belli bir sıraya göre okunmasının gerekmemesi sıkıldığında atlayabilmene olanak sağlıyor. Karikatürler ise ilgiyi odaklayan bir diğer nokta.

"Kitabın en büyük artısı yazarının üslubu..."

Kitabın en büyük artısı yazarının üslubu; son derece hafif ve neşeli bir üslup kitabı aldıktan sonra yarım bırakma-sıkılma gibi riskleri minimize etmiş.

Kitabın en vurucu kısmı ise başlığı: kalp çarpar beyin böler gerçekten çok yaratıcı bir başlık. merak uyandırıp raftan alınır ve içi karıştırılır hale gelmiş bu sayede. Yine yazarın ‘bu kitapta neler anlattım’ diyerek sunduğu karikatürleri de kitap imajını daha ilk sayfadan ’sizi sıkmayacak’ mesajı ile çizmiş olması güzel.

Kitabın olumsuz tarafları: kapak tasarımı mesaj iletme amacı güdülmemiş. Kitabın türü, içeriği hakkında bilgi vermiyor. Kitabın her basamağında kullanılan yaratıcılık bu çok önemli noktada kendini gösterememiş.Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta da kitabın, bu türü sevenler tarafından zaten alınabileceği. Ama kitap üslubunun sadeliği sayesinde bu türü daha önce sevmiş ve beğenmemiş olanlara da kendini okutabilecek, onların iyi bir başlangıç yapmalarını sağlayabilecek bir kitap. Dolayısı ile kitabın tutundurma faaliyetlerinde bu durum( kitabın dar beğeni alanına sığdırılmaması) kullanılabilir.


"...birçok konuda bilgi vermesi kitabı güzelleştirmiş."

§ Evrim teorisinden,toplum, bellek, hatırlama, unutma, depresyon, umutsuzluk, karamsarlık ve buna benzer daha birçok konuda bilgi vermesi kitabı güzelleştirmiş.
Yakın zamandan ve yazarın kendi hayatından olan kesitler kitaba ayrı bir hava katmış.Her olayın bizden kaynaklanmadığını anlatıyor.
Kitap esprili bir dille yazıldığı ve karikatürlerle desteklendiği için keyif verici ve kitap son derece içten yazılmış.Bölüm sonlarına konan “Meraklı okura not” bölümünün okuyucuya daha detaylı bilgi vermesi kitabı güzelleştirmiş.
Fakat Yankı Yazgan'ın kitabını okumaya başladığımda üslup farkı çok güzel,anlatım herkesin anlayabileceği türden ve mizahi yönden de zengin olması da bu kitabı ayrı bir açıdan bakmama sebep oldu.İnsan vücudunda yer alan organlara daha bi somut yaklaşması onlara daha bir karakteristik özelliler katarak tıp alanından çıkarması,dili olan,konuşabilen varlıklar gibi göstermesi konuya daha hoş bi hava katmış.Günlük hayatımızda yaptığımız,karşılaştığımız birçok olayların kaynağının hangi organlar sayesinde olduğunu ve beynin hangi bölmesinde yer aldığını öğrenmekte baya eğlenceli oldu benim için.En çokta bu kitabı okumamda etken olan madde,kitabın içini şöyle bir karıştırdığımda el yazması yazılar ve çizilen karikatürler kitabı daha bir renkli hale getirmiş.

"Yazar kitapta belirtilen amaca uygun olarak –herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi-anlaşılır bir dil kullanmış..."

§ “Kalp Çarpar Beyin Böler” kitabını heyecanla incelerken ilk dikkatimi çeken kitabın eğlenceli, iç açıcı görüntüsüydü. Adı ve konu başlıklarıyla merak uyandıran kitabı yaklaşık 1 hafta içinde okudum.
Yazar kitapta belirtilen amaca uygun olarak –herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi-anlaşılır bir dil kullanmış yazılarında.

"Yankı Yazgan'ın kitabı esprili bir dille yazıldığı ve kendi kaleminden çıkan karikatürleriyle desteklendiği için büyük bir zevkle okunuyor..."

§ Ben Yankı Yazgan’ ı ta eskilerden, Cumhuriyet Gazetesi'nin Bilim ve Teknik ekinde yazdığı zamanlardan tanıyorum. Kendisini o yıllardan beri de takip ederim.
Yankı Yazgan kitabı esprili bir dille yazıldığı ve kendi kaleminden çıkan karikatürleriyle desteklendiği için büyük bir zevkle okunuyor. Psikoloji, mantık, Freud, Platon, Kant öğrencilik yıllarımızda hep bizlere itici, sıkıcı ve gereksiz gelirdi. Aslında öyle değilmiş. Özellikle, “Fareler ve Psikiyatrlar” “Sakın Yaşlanma”, bölümlerini büyük bir keyifle okudum. İçtenlikle yazılmış. Ama Yankı Yazgan, insanların yaşamları süresince karşılaşabilecekleri sorunlarla başa çıkabilmeleri konusunda bence çok optimist davranmış.
Bu yazdığım eleştiriyi, kitabı anlattığım arkadaşlarımın bazıları kabul etmedi. Onlara göre Yankı Yazgan son derece doğal ve insani tepkileri dile getirmiş.

"Eğlenceli bir şekilde yazılmış..."

  • Kitabı ilk aldığımda önce bir gözden geçirdim ve içeriğinin gayet değişik olduğunu gördüm konular güzelce ve eğlenceli bir şekilde yazılmış okurken sıkılmıyor insan belki de ben psikoloji kitaplarını sevdiğim için öyle bir etki bıraktı.

Hızır Tüzel - Yankı Yazgan ile Röportaj 04/03/2007



'30-40 yaş, beyin için ikinci bahar'


Prof. Dr. Yankı Yazgan yeni kitabı 'Kalp Çarpar Beyin Böler'de beynin kıvrımları arasında neyin nasıl dolaştığını alfabe basitliğinde anlatıyor

04/03/2007


HIZIR TÜZEL
İSTANBUL - 'Nasıl mutlu olunur?', 'İşte başarının sırları', 'Cinsel hayatın gerçekleri' gibi kitaplardan hiç hazzetmem. Dünyanın haline bakınca pek işe yaramadıklarını görürsünüz zaten. Hele psikolojik konulu olanlar, değil aydınlatmak, iyice kafa karıştırıp, duman eder adamı...

Lakin 'Kalp Çarpar Beyin Böler', gerçekten herkesin anlayacağı gibi hazırlanmış, faydalı bir kitap. Beynin kıvrımlarında nelerin nasıl dolaşıp depolandığını, neleri neden yaptığımızı, yapamadığımızı bir alfabe basitliğinde anlatıyor. Kitabı Prof. Dr. Yankı Yazgan yazmış. Kendisini 20 yıl önce tanıdım. Beni bulanık bir sudan çekip boğulmaktan kurtarmıştı. Kurtardı da ne oldu, ayrı mesele!

Yazgan, ülkenin yetiştirdiği çok değerli bilim insanlarından. Halen Marmara ve Yale üniversitelerinde bilimsel araştırma ve çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca da çocuk, ergen ve erişkin psikiyatrisi alanında serbest uzman hekim olarak görev yapıyor.

'Beynimizin sadece yüzde 10'unu kullanıyoruz' efsanesi vardır. Bu ne kadar doğru?

Hepimiz iki bacaklıyız ama kimi daha hızlı koşuyor, kimi daha yavaş. Bir seferde o hızda kullanıyoruz, her zaman olmuyor. Toplam kullanılan alan yüzde 10 bazen ama yüzde 90 başka bir iş için kullanılmak üzere bekliyor. Yani kullanılmayan alan yok aslında ama mesela yürürken ellerimi kullanmıyorum. Bu efsaneleri üreten kitaplar var. 'Beynin gücünü beş dakikada nasıl zirveye ulaştırırsınız?' gibi güzel pazarlama fikirleri. Bunların bilimle alakası yok.

Peki niye bazısı embesil pozisyonunda takılıyor hayata?

Aslında hepimizin beyni ve genleri üç aşağı, beş yukarı ortak hamurdan oluşuyor. Hepimiz Türkçe alfabe kullanıyoruz. Harfler aynı. Ama kimimiz Orhan Pamuk oluyor, kimimiz falanca. Beyin dokusunu nasıl kullandığımız önemli. Arazi gibi. Metrekare düşünmek yerine, o alanı nasıl kullandığımız, yaşadıklarımız konusunda farkındalığımız, eğitimimiz, kendimizi geliştirme faaliyetimiz, okumak; bunlara bağlı olarak değişiyor. Beyin dokusunun değişebilirliği, zaman içinde beyni diğer büyük organlardan ayıran önemli farklardan biri. Onu aslında biz yaptıklarımızla programlıyoruz. Kimi zaman değiştiriyoruz işleyişini. Birçok insanda, 30-40 yaşında beyinde önemli değişiklikler gerçekleşebiliyor.

Nasıl değişiklikler mesela?

Örneğin, hayatta kalmakla ilgili meseleler. Yaşlanma avantaj getiriyor, birçok şeyi düşünmekten kurtuluyoruz. Tabii eksik kalmış şeyler de oluyor. Ama arzularımızı çok daha fazla tatmin etme şansı var ilerleyen yaşlarda. Üst düzey konularla uğraşıyoruz, aşağıdan yukarıya çıkıyoruz. 'İki daire alsaydım'ın peşinde değiliz artık.

Gençlikteki huzursuzluk bu yüzden olabilir mi?

Yeni bilgi kaydı daha zor oluyor. Bazı gençler 18-20 yaşında yeniliğe kapanmış hale geliyor. Ülkemizin önemli bölümü genç. Biz yaştakilerin geride bırakmış olmaktan, özlesek de tekrar yaşamayı pek arzu etmeyeceğimiz, özlemenin tatlı olduğu, uzaktan sevilen dönemlerde yaşıyorlar. O dönemin ağırlığını hissediyorlar. Önlerinde de uzun sürecek, ne zaman biteceği belli olmayan bir süreç var. Önlerini göremiyorlar. 30 yıl önce böyle miydi bilmiyorum ama en azından hayatlarını kontrol altına alma gayretleri vardı, idealleri vardı gençlerin. Kendi hayatları hakkında söz söyleme hakları daha da azaldı. Zaten büyük bölümünün bu arayışlardan vazgeçip, bilgisayar oyunu, cep telefonu başında ya da birilerine veya kendilerine zarar verici faaliyetlerle uğraştığını görüyoruz. 30 yıl önce yaşanandan daha fazla bir sıkıntı ihtimali doğuran dönemdeyiz. Hem çağını yaşamıyor, hem gelecek kaygısı var hem de geleceği üzerinde hiçbir kontrolü yok.

Bazılarının kendini 'Kurtlar Vadisi' gibi dizilerle özdeşleştirmesine ne diyorsunuz?

Bu dizilerin karşıladığı bir ihtiyaç var. Asıl o ihtiyacın doğmuş olması beni düşündürüyor. Vurdulu kırdılı filmler 30 yıl önce de vardı ama dışımızdaydı. Şimdi kendi hayatımızla ilgili olduğu için etkisi fazla oluyor. O sebeple bir tür akıl tutulmasına yol açıyor.

Akıl tutulması nasıl bir şey?

Güneş tutulması gibi, kararma. Genç olarak enerjinizi, toplumdaki halinizden memnuniyetsizliğinizi ve gereken değişim çabasına hedefi gösteriyor bu kararma. Değiştirmenin ancak böyle olacağını söylüyor. 'Abilerin' yol gösterir. 50 yıl önce de vardı. Önemli olan grubun ne yöne gittiği, amaçların nasıl belirlendiği. Çeteleşme hedefinin yukarıdan aşağı dikte edildiği ve neyi niçin yaptığınızı bilmeden sürüklendiğiniz durumlardır. Sistem haline dönüşünce vurucu güç oluyor. Toplumda demokratik yapı sindirilmediği için gençlik gruplaşmaları bile antidemokratik yapılaşmalara kayıyor. Bazen yalnız yaşamadığımız birçok şeyi, bir yol arkadaşıyla yapmak daha kolaydır. Burada bütün iş, başkasından cesaret bulup ne yaptığımızda. İşte burada da 'Kurtlar Vadisi' devreye giriyor.


Parmağın seks gücü

Yazgan, kitabın bir bölümünde el parmaklarındaki uzunlukların erkeklerde cinsel güç işareti olabildiğini de anlatmış. Şöyle ki; sağ elinize bir cetvel alın. Sol elinizin işaret parmağının ve yüzük parmağının boyunu ölçün. İşaretin boyu yüzüğünkini geçtiği ölçüde, erkek adamlığınız artmaktadır... Yani, erkeklik hormonu testosteronun yüksek düzeyde salgılanmış olduğu anlaşılır.

Yazgan, bunu bir tıp dergisinde okuduğunu ve yapılan araştırmanın gerçekliğinden pek de emin olmadığını söyledi. "Bir parça dalga geçmek için. Ama bunun araştırma verileriyle de ilgisi var" dedi.

24 Temmuz 2007 Salı

Müge Akgün - Kalp Çarpar Beyin Böler

Referans Gazetesi yazarı Müge Akgün'ün 24.03.2007 tarihli köşeyazısı

Kalp Çarpar Beyin Böler

Günümüz kent insanının en büyük sorunlarından biri zihinsel yorgunluk. Birçoğumuz kafamızın dağınıklığından, verimimizin düştüğünden, dikkatimizi toplayamamaktan yakınırız. Kalbimiz kırgın, beynimiz yorgundur böyle zamanlarda. Böyle durumlardan çıkmamız için kimi zaman bizleri rahatlatacak küçük destekler de gerekebilir.

Çocuk ve erişkin psikiyatrisinin ünlü isimlerinden Yankı Yazgan, geçen ay “Kalp Çarpar Beyin Böler/Herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi” adlı bir kitap yayımladı. Yazgan, kitabıyla bizleri, evrim teorisinden başlayarak toplum, bellek, hatırlama, unutma, depresyon, umutsuzluk, karamsarlık, iyimserlik, cesaret, korku, risk almak, aşk, cinsellik, yaşlılık ve önyargı gibi hepimizin yaşamına yön veren kavramlar arasında yolculuğa çıkarıyor.

Yıllar içinde biriktirdiklerini, gözlemlerini, mesleğinin sırlarını herkesin anlayabileceği bir dille aktarıyor. Bir yandan içinden çıkamadığımız, kendimizi kıstırılmış hissettiğimiz durumların sadece bize özgü olmadığını anlatırken diğer yandan da lisede felsefe, mantık okuyup da ne sıkıcıymış diyenlere aslında felsefenin hiç de sıkıcı olmadığını kanıtlar basitlikte Platon’u, Kant’ı hatırlatıyor. "Freud yok mu" derseniz, ondan söz etmeyen psikiyatrist düşünülemez bile!

Yazı serüvenine 1987’de Cumhuriyet Bilim Teknik’te yazarak başlayan Yazgan’ın “Kalp Çarpar Beyin Böler” kitabında çizgileri de yer alıyor. Çizgilerinin geçmişi ise çok daha eskilere, tıp fakültesindeki “bağışıklık sistemi” dersinin antijen ve antikor çizimlerine dayanıyor. Bir dönem Yeni Gündem dergisinde Murat Belge’nin Sadık Özben imzalı yazılarının çizimleri de Yankı Yazgan’a ait.

Yankı Yazgan kitabı esprili bir dille yazıldığı ve karikatürleriyle desteklendiği için keyifle okunuyor.

“Bilge Somon Balıkları”, “Sakın Yaşlanma”, “Fareler ve Psikiyatrlar” bölümlerini gözden kaçırmayın. Son derece içten yazılmış. Ama Yankı Yazgan “krizlerle başa çıkmak” gibi kimi konuları çok hafife almış, daha doğrusu çok Amerikanvari, naif örneklerle açıklamaya çalışmış. Yemek davetine iki kişi fazla gelmesi kriz durumu yaratır, gecemizi altüst eder mi? Altı kişi gelecekse en az on kişilik yemek hazırlayan bir kültürden geliyoruz...


Kalp Çarpar...

Kitabınızı keyifle okudum. Aşağıda aldığım birkaç küçük notu bulabilirsiniz.

Sayfa 61 “Biz her gün bir başkası mıyız, dün ben başka mıydım?”
Buna benzer görüşleri benimseyen felsefeciler var aslında. Örneğin David Hume “kişisel özdeşlik” (personal identity) diye bir şey olmadığını savunuyor. Dünden bugüne, bugünden yarına bir devamlılığımız olmadığını söylüyor. Şöyle diyor:

“When I enter most intimately into what I call myself, I always stumble on some particular perception or other, of heat or cold, light or shade, love or hatred, pain or pleasure. I never can catch myself at any time without a perception, and never can observe any thing but the perception. When my perceptions are removed for any time, as by sound sleep; so long am I insensible of myself, and may truly be said not to exist.”

Bundan da şu sonuç çıkıyor:

“We are nothing but a bundle or collection of different perceptions, which succeed each other with an inconceivable rapidity, and are in a perpetual flux and movement.”

Strawson’ın “The Pearl View” adını verdiği teorisi de buna oldukça yakın:

“I will call my view the Pearl view, because it suggests that many mental selves exist, one at a time and one after another, like pearls on a string, in the case of something like a human being. According to the Pearl view, each is a distinct existence, an individual physical thing or object, though they may exist for considerably different lengths of time.”

Yani yine devamlılık yok, yıllar boyu var olmaya devam eden bir mental self yok.

Sayfa 70 “Proust’a déjà vu’yü yaşatan şeylerin başında küçük madlen çikolatalar gelir.”
Proust’un madeleines’i aslında çikolata değil. O meşhur paragrafa bakalım:

"She sent out for one of those short, plump little cakes called petites madeleines, which look as though they had been molded in the fluted scallop of a pilgrim's shell. And soon, mechanically, weary after a dull day with the prospect of a depressing morrow, I raised to my lips a spoonful of the tea in which I had soaked a morsel of the cake. No sooner had the warm liquid, and the crumbs with it, touched my palate than a shudder ran through my whole body, and I stopped, intent upon the extraordinary changes that were taking place…at once the vicissitudes of life had become indifferent to me, its disasters innocuous, its brevity illusory…"

Madeleines çaya batırılabilen küçük kekler. Bunun farkına, yaklaşık 10 yıl önce, Paris’te madeleines diye satılan kekleri görünce vardım. ”Peki neden biz çikolataya madlen diyoruz?” Bunun üzerine epey düşündüm ve sonunda bir teori geliştirdim. Paris’te Madeleine diye çikolatacıları ile ünlü bir semt var. Belki bir gün bir Türk turist bu semtten çikolata aldı ve “Madlen çikolataları çok güzel” diye anlattı Türkiye’ye dönünce. O günden sonra da küçük yassı çikolatalara “madlen” demeye başladık. Tabii bu yalnızca bir teori…

Sayfa 88 “… birçok babanın “jetonunun” biraz geç düştüğü aşikar
Burada bir harf eksik.

Sayfa 192 “You ve you”
Çok sevdiğim bir joke var bunun üzerine:
"Let's be on familiar terms. You can just call me 'you.'"
Evet, İngilizcede T-V Distinction yok. Ancak linguistics derslerinden hatırladığım kadarıyla eskiden varmış. (ye ve you) Ancak tıpkı accusative, dative, nominative ayrımlarının ortadan kalktığı gibi o da kalkmış. Simdi thee, thou, ye ve you’nun tek bir karşılığı var: you. Sanırım bunun nedeni dillerin daima sadeleşme eğiliminde olmaları.


Kalp Çarpar Beyin Böler

Friday, April 27, 2007 12:20 PM

MERHABA YANKI BEY,

BUGÜNE KADAR PSİKOLOJİ VE KİŞİSEL GELİŞİM ÜZERİNE BİRÇOK KİTAP OKUDUM. EN SON YAKLAŞIK BİR HAFTA ÖNCE "KALP ÇARPAR BEYİN BÖLER"ADLI KİTABINIZI ALDIM. ŞU AN YARISINDAYIM. KİTABI GERÇEKTEN ÇOK BAŞARILI BULDUĞUMU BELİRTMEK İSTERİM. BU ALANDA YAZILMIŞ EĞİTİCİ VE İNSANI SIKMAYAN NADİR KİTAPLARDAN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLİYORUM. AYRICA BANA ÖNEREBİLECEĞİNİZ KİTAPLARIN İSİMLERİNİ ZAMAN BULDUĞUNUZDA BANA YAZARSANIZ SEVİNİRİM.


Kalp Çarpar Beyin Böler

Sunday, May 27, 2007 9:19 PM

Sayın Yazgan;

"Kalp Çarpar Beyin Böler" kitabınızla ve sizin yazar-çizerliğinizle FikriMühim (www.fikrimuhim.com) sayesinde tanıştım. Kitabınızın dili tanıtımda belirtildiği gibi gerçekten akıcı ve kolay anlaşılır, bilimsel terimlerle boğulmamış. Bu ilk okuduğum kitabınızdı. Fakat son olmayacak. Sitenizi de inceledim. Anlatımınız çok hoşuma gitti. Bir eğitimci olarak öncelikle "Hiperaktif Çocuk Okulda" kitabınızı, daha sonra da "Devlet Ana, Tabiat Baba" ile "Labirent Yolculuklarını" okumayı düşünüyorum.

Selamlar

Spontane

Tuesday, June 12, 2007 5:56 PM

Merhaba,

Kalp Çarpar Beyin Böler'i dün aldım, yarısına geldim sayılır.Bugün kızımı yuvadan almaya koşa koşa gidip koşa koşa geldim. Sakin sakin kitabı okuyabilmem için uyuması gerekiyordu. Ki bunun için tüm atraksiyonlarımı sergiledim(uyumadı ayrı!). Öyle hoş bir kitap olmuş ki... Zaten önsöz'ün esprisinin, fethetmeye yeterli olduğunu düşünüyorum. Sabah 4'te 5'te kitabın kronolojisini bozup, kitabın aralarına dalıp, İzmir yıllarınızı okuduğumda bir an kendimi Karşıyaka'da kiliseden istasyona çıkar gibi bile hissettim. Bir yazarın bir okuyucuyu bu denli kitabın içine çekip, yaşadığını yaşatması, düşündüğünü düşündürmesi ne güzel. Kitabın
orasına burasına karışık bakınca, sonundaki 'görüşlerinizi iletmenizi istesem?' kısmına (kitap bitmemişken biraz erken ama) 'aaa tabi ne demek!' diye ilk aklıma gelenleri yazarken buldum
kendimi. Etkileyici.Teşekkürler...

Sevgiler

19 Temmuz 2007 Perşembe

Asaf Savaş Akat - Sıcakta Kitap Okunur

Vatan gazetesi yazarı Asaf Savaş Akat'ın 12.07.2007 tarihli köşeyazısı

Sıcakta kitap okunur


Bu yaz hiç tereddütsüz çok sıcak geçiyor. Geçen hafta İstanbul'u vuran sıcak dalgasının benzerini ben hatırlamıyorum. Arabanın termometresi akşam üstü olmasına rağmen 43 dereceye yapışıp kalmıştı. Kış da zaten çok ılık geçmişti. Giderek artan sayıda bulgu dünyanın yeni bir ısınma dönemine girdiğini gösteriyor. Ortada insanlık için hayati önemde bir soru var. Isınma ne ölçüde doğal nedenlerden ne ölçüde modern toplumun doğaya karşı duyarsızlığından kaynaklanıyor?

Bilim adamlarının ezici çoğunluğu ikinci görüşü savunuyor. Doğrusu ya, söyledikleri bana da makul geliyor. Fosil enerji kaynaklarının kullanımı sırasında serbest kalan karbon gazlarının atmosferin hassas dengelerini bozduğuna inanıyorum.

Ya bu yazın sıcakları? Acaba küresel ısınmanın bir başka kanıtı olarak görebilir miyiz? Olabilir. Ama tümü ile bağımsız bir başka doğal dalga da pekâlâ mümkündür. Uzun dönemli trendleri kısa dönemli dalgalanmalardan ayırt etmek gerçekten çok zordur.

Kalp çarpar beyin böler

Yukarıdaki giriş 'bu sıcakta canım ekonomi ya da siyaset gibi ciddi konular yazmak istemiyor' demek içindi. Biraz uzattım galiba. Sıcağın bir başka yan etkisi olarak kabul edilebilir. Bu sıcakta en iyi ne yapılır? Önce püfür püfür esen gölge bir yer bulunur. Buz gibi kola ya da ayran eşliğinde kitap okunur.

Size böyle birkaç kitap önerim var. Ama yazının giriş kısmını uzun tuttuğum için bugün birini ele alacağım. Diğerleri başka sıcak günlerin yazı konusu olacak.

Yankı Yazgan: 'Kalp Çarpar Beyin Böler' (Kapital Kitapları, İstanbul 2007). Yazgan, on parmağına yirmi marifet sığdırmayı beceren bir tıp doktorudur. Sohbetinden büyük keyif aldığım sevgili bir dostumdur.

Bir ipucu vereyim. Meraklıları 1980�lerin Yeni Gündem dergisinde Sadık Özben imzalı köşeyi hatırlayacaklar. Murat Belge yazardı. Yanına çizgiler eklenirdi. Yankı'nın kaleminden çıktığını öğrendim.

İktisatçı yanım uzmanlaşma üstüne methiyeler düzmeyi çok sever. Gerçekten insanoğlunun bugünkü zenginliğinin gerisinde giderek daha dar alanlarda uzmanlaşma yatıyor. Derinliğine bilgi beraberinde büyük verim artışları getiriyor.

Ancak, sık sık olduğu gibi, bireysel düzeyde ağır bir bedeli de var. Uzmanlaşma insanın ufkunu daraltıyor. Potansiyel yaratıcılığını törpülüyor. Büyük bir makinenin kolay değiştirilebilir sıradan bir dişlisine dönüştürüyor.

Yankı, uzmanlığından taviz vermeden çok yanlı olmayı becerenlerden. Kitabı bana hem çok keyif verdi hem de derin düşüncelere sevketti. Bu yaz günü için tam kıvamında olmuş.

Okuyuculara tavsiye ediyorum.

17 Temmuz 2007 Salı

Güncellemeler

Güncellemeler buraya...