24 Temmuz 2007 Salı

Müge Akgün - Kalp Çarpar Beyin Böler

Referans Gazetesi yazarı Müge Akgün'ün 24.03.2007 tarihli köşeyazısı

Kalp Çarpar Beyin Böler

Günümüz kent insanının en büyük sorunlarından biri zihinsel yorgunluk. Birçoğumuz kafamızın dağınıklığından, verimimizin düştüğünden, dikkatimizi toplayamamaktan yakınırız. Kalbimiz kırgın, beynimiz yorgundur böyle zamanlarda. Böyle durumlardan çıkmamız için kimi zaman bizleri rahatlatacak küçük destekler de gerekebilir.

Çocuk ve erişkin psikiyatrisinin ünlü isimlerinden Yankı Yazgan, geçen ay “Kalp Çarpar Beyin Böler/Herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi” adlı bir kitap yayımladı. Yazgan, kitabıyla bizleri, evrim teorisinden başlayarak toplum, bellek, hatırlama, unutma, depresyon, umutsuzluk, karamsarlık, iyimserlik, cesaret, korku, risk almak, aşk, cinsellik, yaşlılık ve önyargı gibi hepimizin yaşamına yön veren kavramlar arasında yolculuğa çıkarıyor.

Yıllar içinde biriktirdiklerini, gözlemlerini, mesleğinin sırlarını herkesin anlayabileceği bir dille aktarıyor. Bir yandan içinden çıkamadığımız, kendimizi kıstırılmış hissettiğimiz durumların sadece bize özgü olmadığını anlatırken diğer yandan da lisede felsefe, mantık okuyup da ne sıkıcıymış diyenlere aslında felsefenin hiç de sıkıcı olmadığını kanıtlar basitlikte Platon’u, Kant’ı hatırlatıyor. "Freud yok mu" derseniz, ondan söz etmeyen psikiyatrist düşünülemez bile!

Yazı serüvenine 1987’de Cumhuriyet Bilim Teknik’te yazarak başlayan Yazgan’ın “Kalp Çarpar Beyin Böler” kitabında çizgileri de yer alıyor. Çizgilerinin geçmişi ise çok daha eskilere, tıp fakültesindeki “bağışıklık sistemi” dersinin antijen ve antikor çizimlerine dayanıyor. Bir dönem Yeni Gündem dergisinde Murat Belge’nin Sadık Özben imzalı yazılarının çizimleri de Yankı Yazgan’a ait.

Yankı Yazgan kitabı esprili bir dille yazıldığı ve karikatürleriyle desteklendiği için keyifle okunuyor.

“Bilge Somon Balıkları”, “Sakın Yaşlanma”, “Fareler ve Psikiyatrlar” bölümlerini gözden kaçırmayın. Son derece içten yazılmış. Ama Yankı Yazgan “krizlerle başa çıkmak” gibi kimi konuları çok hafife almış, daha doğrusu çok Amerikanvari, naif örneklerle açıklamaya çalışmış. Yemek davetine iki kişi fazla gelmesi kriz durumu yaratır, gecemizi altüst eder mi? Altı kişi gelecekse en az on kişilik yemek hazırlayan bir kültürden geliyoruz...

Hiç yorum yok: