
Nagehan Alçı'nın 25.02.2007 tarihinde Yankı Yazgan ile gerçekleştirdiği ve Akşam Gazetesi'nin Pazar ekinde yer alan röportajı görüntülemek için yandaki resme tıklayabilirsiniz.
Yankı Yazgan'ın son kitabı "Kalp Çarpar Beyin Böler" hakkında görüşler ve son güncellemeler.
§ Evrim teorisinden,toplum, bellek, hatırlama, unutma, depresyon, umutsuzluk, karamsarlık ve buna benzer daha birçok konuda bilgi vermesi kitabı güzelleştirmiş.
Yakın zamandan ve yazarın kendi hayatından olan kesitler kitaba ayrı bir hava katmış.Her olayın bizden kaynaklanmadığını anlatıyor.
Kitap esprili bir dille yazıldığı ve karikatürlerle desteklendiği için keyif verici ve kitap son derece içten yazılmış.Bölüm sonlarına konan “Meraklı okura not” bölümünün okuyucuya daha detaylı bilgi vermesi kitabı güzelleştirmiş.
Fakat Yankı Yazgan'ın kitabını okumaya başladığımda üslup farkı çok güzel,anlatım herkesin anlayabileceği türden ve mizahi yönden de zengin olması da bu kitabı ayrı bir açıdan bakmama sebep oldu.İnsan vücudunda yer alan organlara daha bi somut yaklaşması onlara daha bir karakteristik özelliler katarak tıp alanından çıkarması,dili olan,konuşabilen varlıklar gibi göstermesi konuya daha hoş bi hava katmış.Günlük hayatımızda yaptığımız,karşılaştığımız birçok olayların kaynağının hangi organlar sayesinde olduğunu ve beynin hangi bölmesinde yer aldığını öğrenmekte baya eğlenceli oldu benim için.En çokta bu kitabı okumamda etken olan madde,kitabın içini şöyle bir karıştırdığımda el yazması yazılar ve çizilen karikatürler kitabı daha bir renkli hale getirmiş.
§ “Kalp Çarpar Beyin Böler” kitabını heyecanla incelerken ilk dikkatimi çeken kitabın eğlenceli, iç açıcı görüntüsüydü. Adı ve konu başlıklarıyla merak uyandıran kitabı yaklaşık 1 hafta içinde okudum.
Yazar kitapta belirtilen amaca uygun olarak –herkes için beyin ve psikiyatri bilgisi-anlaşılır bir dil kullanmış yazılarında.
§ Ben Yankı Yazgan’ ı ta eskilerden, Cumhuriyet Gazetesi'nin Bilim ve Teknik ekinde yazdığı zamanlardan tanıyorum. Kendisini o yıllardan beri de takip ederim.
Yankı Yazgan kitabı esprili bir dille yazıldığı ve kendi kaleminden çıkan karikatürleriyle desteklendiği için büyük bir zevkle okunuyor. Psikoloji, mantık, Freud, Platon, Kant öğrencilik yıllarımızda hep bizlere itici, sıkıcı ve gereksiz gelirdi. Aslında öyle değilmiş. Özellikle, “Fareler ve Psikiyatrlar” “Sakın Yaşlanma”, bölümlerini büyük bir keyifle okudum. İçtenlikle yazılmış. Ama Yankı Yazgan, insanların yaşamları süresince karşılaşabilecekleri sorunlarla başa çıkabilmeleri konusunda bence çok optimist davranmış.
Bu yazdığım eleştiriyi, kitabı anlattığım arkadaşlarımın bazıları kabul etmedi. Onlara göre Yankı Yazgan son derece doğal ve insani tepkileri dile getirmiş.

'30-40 yaş, beyin için ikinci bahar'
Prof. Dr. Yankı Yazgan yeni kitabı 'Kalp Çarpar Beyin Böler'de beynin kıvrımları arasında neyin nasıl dolaştığını alfabe basitliğinde anlatıyor
04/03/2007
HIZIR TÜZEL
İSTANBUL - 'Nasıl mutlu olunur?', 'İşte başarının sırları', 'Cinsel hayatın gerçekleri' gibi kitaplardan hiç hazzetmem. Dünyanın haline bakınca pek işe yaramadıklarını görürsünüz zaten. Hele psikolojik konulu olanlar, değil aydınlatmak, iyice kafa karıştırıp, duman eder adamı...
Lakin 'Kalp Çarpar Beyin Böler', gerçekten herkesin anlayacağı gibi hazırlanmış, faydalı bir kitap. Beynin kıvrımlarında nelerin nasıl dolaşıp depolandığını, neleri neden yaptığımızı, yapamadığımızı bir alfabe basitliğinde anlatıyor. Kitabı Prof. Dr. Yankı Yazgan yazmış. Kendisini 20 yıl önce tanıdım. Beni bulanık bir sudan çekip boğulmaktan kurtarmıştı. Kurtardı da ne oldu, ayrı mesele!
Yazgan, ülkenin yetiştirdiği çok değerli bilim insanlarından. Halen Marmara ve Yale üniversitelerinde bilimsel araştırma ve çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca da çocuk, ergen ve erişkin psikiyatrisi alanında serbest uzman hekim olarak görev yapıyor.
'Beynimizin sadece yüzde 10'unu kullanıyoruz' efsanesi vardır. Bu ne kadar doğru?
Hepimiz iki bacaklıyız ama kimi daha hızlı koşuyor, kimi daha yavaş. Bir seferde o hızda kullanıyoruz, her zaman olmuyor. Toplam kullanılan alan yüzde 10 bazen ama yüzde 90 başka bir iş için kullanılmak üzere bekliyor. Yani kullanılmayan alan yok aslında ama mesela yürürken ellerimi kullanmıyorum. Bu efsaneleri üreten kitaplar var. 'Beynin gücünü beş dakikada nasıl zirveye ulaştırırsınız?' gibi güzel pazarlama fikirleri. Bunların bilimle alakası yok.
Peki niye bazısı embesil pozisyonunda takılıyor hayata?
Aslında hepimizin beyni ve genleri üç aşağı, beş yukarı ortak hamurdan oluşuyor. Hepimiz Türkçe alfabe kullanıyoruz. Harfler aynı. Ama kimimiz Orhan Pamuk oluyor, kimimiz falanca. Beyin dokusunu nasıl kullandığımız önemli. Arazi gibi. Metrekare düşünmek yerine, o alanı nasıl kullandığımız, yaşadıklarımız konusunda farkındalığımız, eğitimimiz, kendimizi geliştirme faaliyetimiz, okumak; bunlara bağlı olarak değişiyor. Beyin dokusunun değişebilirliği, zaman içinde beyni diğer büyük organlardan ayıran önemli farklardan biri. Onu aslında biz yaptıklarımızla programlıyoruz. Kimi zaman değiştiriyoruz işleyişini. Birçok insanda, 30-40 yaşında beyinde önemli değişiklikler gerçekleşebiliyor.
Nasıl değişiklikler mesela?
Örneğin, hayatta kalmakla ilgili meseleler. Yaşlanma avantaj getiriyor, birçok şeyi düşünmekten kurtuluyoruz. Tabii eksik kalmış şeyler de oluyor. Ama arzularımızı çok daha fazla tatmin etme şansı var ilerleyen yaşlarda. Üst düzey konularla uğraşıyoruz, aşağıdan yukarıya çıkıyoruz. 'İki daire alsaydım'ın peşinde değiliz artık.
Gençlikteki huzursuzluk bu yüzden olabilir mi?
Yeni bilgi kaydı daha zor oluyor. Bazı gençler 18-20 yaşında yeniliğe kapanmış hale geliyor. Ülkemizin önemli bölümü genç. Biz yaştakilerin geride bırakmış olmaktan, özlesek de tekrar yaşamayı pek arzu etmeyeceğimiz, özlemenin tatlı olduğu, uzaktan sevilen dönemlerde yaşıyorlar. O dönemin ağırlığını hissediyorlar. Önlerinde de uzun sürecek, ne zaman biteceği belli olmayan bir süreç var. Önlerini göremiyorlar. 30 yıl önce böyle miydi bilmiyorum ama en azından hayatlarını kontrol altına alma gayretleri vardı, idealleri vardı gençlerin. Kendi hayatları hakkında söz söyleme hakları daha da azaldı. Zaten büyük bölümünün bu arayışlardan vazgeçip, bilgisayar oyunu, cep telefonu başında ya da birilerine veya kendilerine zarar verici faaliyetlerle uğraştığını görüyoruz. 30 yıl önce yaşanandan daha fazla bir sıkıntı ihtimali doğuran dönemdeyiz. Hem çağını yaşamıyor, hem gelecek kaygısı var hem de geleceği üzerinde hiçbir kontrolü yok.
Bazılarının kendini 'Kurtlar Vadisi' gibi dizilerle özdeşleştirmesine ne diyorsunuz?
Bu dizilerin karşıladığı bir ihtiyaç var. Asıl o ihtiyacın doğmuş olması beni düşündürüyor. Vurdulu kırdılı filmler 30 yıl önce de vardı ama dışımızdaydı. Şimdi kendi hayatımızla ilgili olduğu için etkisi fazla oluyor. O sebeple bir tür akıl tutulmasına yol açıyor.
Akıl tutulması nasıl bir şey?
Güneş tutulması gibi, kararma. Genç olarak enerjinizi, toplumdaki halinizden memnuniyetsizliğinizi ve gereken değişim çabasına hedefi gösteriyor bu kararma. Değiştirmenin ancak böyle olacağını söylüyor. 'Abilerin' yol gösterir. 50 yıl önce de vardı. Önemli olan grubun ne yöne gittiği, amaçların nasıl belirlendiği. Çeteleşme hedefinin yukarıdan aşağı dikte edildiği ve neyi niçin yaptığınızı bilmeden sürüklendiğiniz durumlardır. Sistem haline dönüşünce vurucu güç oluyor. Toplumda demokratik yapı sindirilmediği için gençlik gruplaşmaları bile antidemokratik yapılaşmalara kayıyor. Bazen yalnız yaşamadığımız birçok şeyi, bir yol arkadaşıyla yapmak daha kolaydır. Burada bütün iş, başkasından cesaret bulup ne yaptığımızda. İşte burada da 'Kurtlar Vadisi' devreye giriyor.
Parmağın seks gücü
Yazgan, kitabın bir bölümünde el parmaklarındaki uzunlukların erkeklerde cinsel güç işareti olabildiğini de anlatmış. Şöyle ki; sağ elinize bir cetvel alın. Sol elinizin işaret parmağının ve yüzük parmağının boyunu ölçün. İşaretin boyu yüzüğünkini geçtiği ölçüde, erkek adamlığınız artmaktadır... Yani, erkeklik hormonu testosteronun yüksek düzeyde salgılanmış olduğu anlaşılır.
Yazgan, bunu bir tıp dergisinde okuduğunu ve yapılan araştırmanın gerçekliğinden pek de emin olmadığını söyledi. "Bir parça dalga geçmek için. Ama bunun araştırma verileriyle de ilgisi var" dedi.